Make your own free website on Tripod.com

NAZIM HiKMET RAN (1902-1963)

OTOBİYOGRAFİ

1902'de dogdum
dogdugum sehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yasimda Halep'te pasa torunlugu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite ögrenciligi
kirk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konuklugu
ve on dördümden beri sairlik ederim
 
kimi insan otlarin kimi insan baliklarin çesidini bilir
ben ayriliklarin
kimi insan ezbere sayar yildizlarin adini
ben hasretlerin
 
hapislerde de yattim büyük otellerde de
açlik çektim açlik girevi de içinde ve tatmadigim yemek yok gibidir
 
otuzumda asilmami istediler
kirk sekizimde Baris Madalyasinin bana verilmesini
verdiler de
otuz altimda yarim yilda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pirag'dan Havana'ya
 
Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun basinda 924'de
961'de ziyaret ettigim anitkabri kitaplaridir
 
partimden koparmaga yeltendiler beni
sökmedi
yikilan putlarin altinda da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadasla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sirtüstü bekledim ölümü
 
sevdigim kadinlari deli gibi kiskandim
su kadarcik haset etmedim Sarlo'ya bile
aldattim kadinlarimi
konusmadim arkasindan dostlarimin

içtim ama aksamci olmadim
hep alnimin teriyle çikardim ekmek parami ne mutlu bana
baskasinin hesabina utandim yalan söyledim
yalan söyledim baskasini üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
 
bindim tirene uçaga otomobile
çogunluk binemiyor
operaya gittim
çogunluk gidemiyor adini bile duymamis operanin
çogunlugun gittigi kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapinaga havraya büyücüye
ama kahve falima baktirdigim oldu
 
yazilarim otuz kirk dilde basilir
Türkiye'mde Türkçemle yasak
 
kansere yakalanmadim daha
yakalanmam da sart degil
basbakan filan olacagim yok
meraklisi da degilim bu isin
bir de harbe girmedim
siginaklara da inmedim gece yarilari
yollara da düsmedim pike yapan uçaklarin altinda
ama sevdalandim altmisima yakin
sözün kisasi yoldaslar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yasadim diyebilirim
ve daha ne kadar yasarim
basimdan neler geçer daha
kim bilir
Nazim Hikmet - 1961

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, disler kenetli
ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansin el kapilari bir daha açilmasin
yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim!
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim!

KARIMA MEKTUP

11-11-1933 / Bursa Hapisanesi

Bir tanem!
Son mektubunda:
"Basim sizliyor
yüregim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem;"
diyorsun;
"yasiyamam!"

Yasarsin karicigim,
kara bir duman gibi dagilir hatiram rüzgarda; yasarsin kalbimin
kizil saçli bacisi
en fazla bir yil sürer
yirminci asirlilarda
ölüm acisi.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razi olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;

zavalli bir çingenenin
killi, siyah bir örümcege benzeyen eli
gecirecekse eger
ipi bogazima,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
bosuna bakacaklar
Nazima!

Ben,
alaca karanliginda son sabahimin
dostlarimi ve seni görecegim,
ve yalniz
yari kalmis bir sarkinin acisini
topraga götürecegim...

Karim benim!
Iyi yürekli
altin renkli,
gözleri baldan tatli arim benim:
ne diye yazdim sana
istendigini idamimin,
daha dava ilk adiminda
ve bir salgam gibi koparmiyorlar
kellesini adamin.

Haydi bunlara bos ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eger
bana fanila bir don al,
tuttu bacagimin siyatik agrisi,
Ve unutma ki
daima iyi seyler düsünmeli
bir mahbusun karisi.

NEREDEN GELİP NEREYE GİDİYORUZ

Baslangic
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Belimizi dogrultup kalktigimizdan beri iki ayak ustune,
kolumuzu bir sopa boyu uzattigimizdan beri,
tasi yonttugumuzdan beri yikan da yaratan da biziz
yikan da yaratan da biziz bu guzelim, bu yasaasi dunyada.
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Arkamizda kalan yollarda ayak izlerimiz kanli,
arkamizda kalan yollarda ulu uyumlari ellerimizin, aklimizin,
yuregimizin,
toprakta, tasta, tuncta, tuvalde, celikte ve plastikte.
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Kanli ayak izlerimiz midir onumuzdeki yollarda duran?
Bir cehennem cikmazinda mi sona erecek onumuzdeki yollar?
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Cocuklarin avuclarinda gunlerimiz sira bekler,
gunlerimiz tohumlardir avuclarinda cocuklarin.
cocuklarin avuclarinda yeserecekler.
Cocuklar olebilir yarin,
hem de ne sitmadan ne kuspalazindan,
duserek de degil kuyulara filan;
cocuklar olebilir yarin,
cocuklar olebilir yarin atom bulutlarinin isiginda,
ne bir santim kemik, ne bir damla kan,
cocuklar olebilir yarin atom bulutlarinin isiginda,
arkalarinda bir avuc ku"l bile degil
arkalarinda golgelerinden baska bir sey birakmadan.
Negatif resimcikler boslugun karanliginda
Krematoryum, krematoryum, krematoryum.
Bir deniz goruyorum
olu baliklarla ortulu bir deniz.
Negatif resimcikler boslugun karanliginda;
yasanmamis gunlerimiz
cocuklarin avuclariyla birlikte yok olan.
 
Bir sehir vardi.
Yeller eser yerinde,
Bes sehir vardi,
Yeller eser yerinde,
Yuz sehir vardi,
Yeller eser yerinde,
Siirler yazilmayacak yok olan sehirlere,
Siir kalmayacak ki.
 
Pencerende bir sokak bulvarli,
Odan sicak,
Ak yastikta uzum karasi, saclar,

Adamlar paltolu, agaclar karli,
Penceren kalmayacak,
ne bulvarli sokak,
ne ak yastikta uzum karasi saclar,
ne paltolu adamlar, ne karli agaclar.
Olulere aglanmayacak,
olulere aglayacak gozler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
 
Negatif resimcikler dallarin altindaki
yok olmus olan dallarin altindaki.
Yok olmus olan dallarin ustunden
o bulutlardir gecen.
Guneye goturmeyin beni,
olmek istemiyorum.
Olmek istemiyorum,
kuzeye goturmeyin beni.
Doguya goturmeyin beni,
olmek istemiyorum.
Olmek istemiyorum.
batiya goturmeyin beni.
Beni burda birakmayin,
goturun bir yerlere.
Olmek istemiyorum,
olmek istemiyorum.
O bulutlardir gecen
yok olmus dallarin ustunden.
Tahta, beton, teneke, toprak damlarimizla iki milyardan
artigiz
kadin, erkek, coluk, cocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap ta yetmiyor,
ama keder
diledigin kadar,
yorgunlk da goz alabildigine.
Hurriyet hepimize yetmiyor.
Hurriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalik kederi,
ayrilik kederi,
kocalmak kederinden gayrisi a$mayabilir esigimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarinki kadar uzun olabilir omrumuz.
Yeter ki birakmayalim
yasanmamis gunlerimiz yok olmasin cocuklarin
avuclariyla birlikte,
boslugun karanligina cikmasin negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hurriyet yolunda dovusebilmek icin
yasayabilelim.
 

KARANLIKTA KAR YAĞIYOR

Ne maveradan ses duymak,
ne satirlarin nescine koymak o <<anlasilmayan seyi>>,
ne bir kuyumcu merakiyla islemek kafiyeyi,
ne guzel laf, ne derin kelam...
Cok sukur
hepsinin
hepsinin ustundeyim bu aksam.
 
Bu aksam
bir sokak sarkicisiyim hunersiz bir sesim var;
sana,
senin isitemeyecegin bir sarkiyi soyleyen bir ses.
 
Karanlikta kar yagiyor,
sen Madrid kapisindasin.
Karsinda en guzel seylerimizi
umidi, hasreti, hurriyeti
ve cocuklari olduren bir ordu.
 
Kar yagiyor.
Ve belki bu aksam
islak ayaklarin usuyordur.
Kar yagiyor,
ve ben simdi dusunurken seni
surana bir kursun saplanabilir
ve artik bir daha
ne kar, ne ruzgar, ne gece...
 
Kar yagiyor
ve sen boyle <<No pasaran>> deyip
Madrid kapisina dikilmeden once
herhalde vardin.
Kimdin, nerden geldin, ne yapardin?
Ne bileyim,
mesela;
Astorya komur ocaklarindan gelmis olabilirsin.
Belki alninda kanli bir sargi vardir ki
kuzeyde aldigin yarayi saklamaktadir.
Ve belki varoslarda son kursunu atan sedin
<<Yunkers>> motorlari yakarken Bilbao'yu.
Veyahut herhangi bir
Konte Fernando Valaskerosi de Kortoba'nin ciftliginde
[irgatlik etmisindir.
Belki <<Plasa da Sol>>da kucuk bir dukkanin vardi,
renkli Ispanyol yemisleri satardin.
Belki hicbir hunern yoktu, belki gayet guzeldi sesin.
Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakultesindensin
ve parcalandi universite mahallesinde
bir Italyan tankinin tekerlekleri altinda kitaplarin.
Belki dinsizsin,
belki boynunda bir sicim, bir kucuk hac.
Kimsin, adin ne, tevelludun kac?
Yuzunu hic gormedim ve gormeyecegim.
Bilmiyorum
belki yuzun hatirlatir
Sibirya'da Kolcak'i yenenleri
belki yuzunun bir tarafi biraz
bizim Dumlupinar'da yatana benziyordur
ve belki bir parca hatirlatiyorsun Robespiyer'i.
Yuzunu hic gormedim ve gormeyecegim,
adimi duymadin ve hic duymayacaksin.
Aramizda denizler, daglar,
benim kahrolasi aczim
ve <<Ademi Mudahale Komitesi>> var.
Ben ne senin yanina gelebilir,
ne sana bir kasa kursun,
bir sandik taze yumurta,
bir cift yun corap gonderebilirim.
Halbuki biliyorum,
bu soguk karli havalarda
iki ciplak cocuk gibi usumektedir
Madrid kapisini bekleyen islak ayaklarin.

Biliyorum,
ne kadar buyuk, ne kadar guzel sey varsa,
insanogullari daha ne kadar buyuk
ne kadar guzel sey yaratacaklarsa,
yani o korkunc hasreti, daussilasi icimin
guzel gozlerindedir
Madrid kapisindaki nobetcimin.
Ve ben ne yarin, ne dun, ne bu aksam
onu sevmekten baska bir sey yapamam.
 
Nazim Hikmet (25.12.1937)

İKİ SERSERİ

Iki serseri var:
Birinci serseri
kopru altinda yatar,`
sularda yildizlari sayar geceleri..
 
Iki serseri var:
Ikinci serseri
atlas yakali sarhos sofralarinda
Bagdatli bir dilencinin caldigi sazdir.
Fransiz emperyalizminin
idare meclisinde ayvazdir..
 
Ben:
ne kopru altinda yatan,
ne de atlas yakali sarhos sofralarinda
saz calip Arabistan fistigi satanlarin sairiyim;
topraktan, atesten ve demirden hayati yaratanlarin
sairiyim ben.
 
Iki serseri var
Ikinci serseri yolumun ustunde duruyor ve soruyor bana
<<PROLETER dedigimin ne bicim kus oldugunu?>>
Anlasilan Bagdadi saklaban unutmus,
Mosyo bilmem kimle beraber
Adana - Mersin hattinda o kusu yoldugunu...
 
Iki serseri var:
Ikinci serseri
halkin alinterinden altin yapanlara
kendi kafatasinda hurma rakisi sunar.
 
Ben hizimi asirlardan almisim,
bende her misra bir yanardag hatirlatir.
Ben ne halkin alinterinden on para calmisim
ne bir sairin cebinden bir satir...
 
Iki serseri var:
Ikinci serseri,
meydana dort topac gibi saldigim dort eseri
sanmis ki yazmisim kendileri icin.
Halbuki benim bir serseriye hitap eden
ikinci yazim iste budur:
Atlas yakali sarhos sofralarinin sazi,
Fransiz sermayesinin haci ayvazi,
bu yazdigim yazi
orse balyoz salanlarin simsekli yumrugudur
katmerli kat kat yagli ensende..
Ve sen o kemik yaladigin
sofranin altina girsen de,
- dostun KARAMACA BEY gibi -
kaldirip kaldirip yere caaalmak icin canini burnundan almak icin,
bulacagim seni..
Koca gobeklerin RUSEL kussagi sen,

sen ussak murabbai,
sen ussak mik'abi,
satilmis ussaklarin assagi sen!!!
 
Nazim Hikmet [1930]

HOSGELDİN

Hos geldin!
Kesilmis bir kol gibi
omuz basimizdaydi boslugun...
 
Hos geldin!
Ayrilik uzun surdu.
Ozledik.
Gozledik...
 
Hos geldin!
Biz
biraktigin gibiyiz.
Ustalastik biraz daha
tasi kirmakta,
dostu dusmandan ayirmakta...
 
Hos geldin.
Yerin hazir.
 
Hos geldin.
Dinleyip diyecek cok.
Fakat uzun soze vaktimiz yok.
YURUYELIM...... 

(1932 Birincitesrin 5. carsamba gecesi)

Nazim Hikmet

21-01-1924

Lambayi yakma, birak,
sari bir insan basi
dusmesin pencereden kara.
Kar yagiyor
karanliklara.
Kar yagiyor
ve ben hatirliyorum.
 
Kar...
Uflenen bir mum gibi sondu
koskocaman isiklar...
Ve sehir
kor bir insan gibi kaldi
altinda yagan karin.
 
Lambayi yakma birak!
 
Kalbe bir bicak gibi giren hatiralarin
dilsiz olduklarini anliyorum.
Kar yagiyor
ve ben hatirliyorum.
 
 
ERZURUM ve SİVAS KONGRELERİ
 
Biz ki Istanbul sehriyiz,
iste, arzederiz halimizi
Turk halkinin yuce katina.
Mevsim yazdir,
919'dur.
Ve tesrinlerinde gecen yilin

dort duvele teslim ettiler bizi,
gozu kanli dort duvele
anadan dogma cirilciplak.
Ve kurumustu
ve kan icindeydi memelerimiz.
 
Biz ki Istanbul sehriyiz,
Fransiz, Ingiliz, Italyan, Amerikan

bir de Yunan,
bir de zavalli Afrika zencileri
yer bitirir bizi bir yandan,
bir yandan da kendi kopek dollerimiz:
Vahdettin Sultan,
ve Damat Ferit
ve Ingiliz muhipleri
ve Mandacilar,
Biz ki Istanbul sehriyiz,
yuce Turk Halki,
malumun olsun cektigimiz acilar...
...
...
Erzurum'da on dort gun surdu Kongre:
orda, mazlum milletlerden bahsedildi
butun mazlum milletlerden
ve emperyalizme karsi dovusenlerinden onlarin.
 
Orda, bir Surayi Milli'den bahsedildi,
Iradei Milliyeye mustenit bir Surayi Milli'den.
Buna ragmen
<<Asi gelmeyelim>> diyenler vardi,
<<makami hilafet ve saltanata.>>
Hatta casuslar vardi icerde.
Buna ragmen
<<Butun aksami vatan bir kuldur>> denildi.
<<Kabul olunmaz,>> denildi,
<<Manda ve Himaye...>>
Buna ragmen
Istanbul'da bircok hanimlar, beyler, pasalar,
Turk halkindan kesmislerdi umudu.
Yagdirildi telgraflar Erzurum'a:
<<Amerikan mandasi altina girelim,>> diye.
<<Istiklal, diyorlardi, sayani arzu ve tercihtir, amma
bugun bu, diyorlardi, mumkun degil,
birkac vilayet, diyorlardi, kalacak elde,
su halde, diyorlardi, su halde,
Memaliki Osmaniye'nin cumlesine samil
Amerikan mandaterligini talep etmegi
memleketimiz icin en nafi

bir sekli hal kabul ediyoruz.>>
FAKAT BU SEKLI HALLI KABUL ETMEDI ERZURUMLU.
ERZURUM'UN KISI ZORLUDUR, BALAM,
BUZ TUTAR YIGITLERIN BIYIGI.
ERZURUM'DA KASKATI, DIMDIK OLUR ADAM,
KABULLENMEZ YILGINLIGI...
 
Istanbul'da hanimlar, beyler, pasalar,
tul perdeler, kravatlar, apoletler, siseler,
citi piti dilleri ve pamuk gibi elleri
ve bicare telgraf telleri
devretmek icin Amerika'ya Anadolu'yu
soyle diyorlardi Erzurum'dakilere:
<<Bizi bir basimiza biraksalar,
tarafgirlik, cehalet
ve cok konusmaktan baska muspet
bir hayat kuramayiz.
Iste bu yuzden Amerika cok isimize geliyor.
Filipin gibi vahsi bir memleketi adam etti Amerika.

Ne olacak,
Biz de on bes, yirmi sene zahmet cekeriz,
sonra Yeni Dunya'nin sayesinde
Istiklali kafasinda ve cebinde tasiyan
bir Turkiye vucuda geliverir.
Amerika, icine girdigi memleket ve millet hayrina
nasil bir idare kurdugunu
Avrupa'ya gostermek ister.
Hem artik isi uzatmaga gelmez.

Cok tehlikeli anlar yasiyoruz.
Serguzest ve cidal devri gecmistir:
Turkiye'yi genis kafali birkac kisi belki kurtarabilir.>>
...
...
...
Ve boylece, bin dereden su getirdi Istanbul'dan gelen zevat.
Sivas, mandayi kabul etmedi fakat,
<<Hey gidi deli gonlum,>>
dedi,
<<Akilli, umutlu, sabirli deli gonlum,
ya ISTIKLAL, ya olum!>>
dedi.

ZLERİN

Gozlerin gozlerin gozlerin

ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gozlerin gozlerin gozlerin hep guneste,
su mayis ay sonlarinda oyledir iste
Antalya tarafinda ekinler seher vakti.
 
Gozlerin gozlerin golzerin
kac defa karsimda agladilar
cirilciplak kaldi gozlerin
alti aylik cocuk gozleri gibi kocaman ve cirilciplak,
fakat bir gun bile gunessiz kalmadilar.
 
Gozlerin gozlerin gozlerin,
gozlerin bir mahmurlasmayagorsun
sevincli bahtiyar
alabildigine akilli ve mukemmel
dillere destan bir seyler oluyor dunyaya sevdasi insanin.
 
Gozlerin gozlerin gozlerin,
sonbaharda oyledir iste kestanelikleri Bursa'nin

ve yaz yagmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat Istanbul.
 
Gozlerin gozlerin gozlerin,
gun gelecek gulum, gun gelecek,
kardes insanlar birbirine
senin gozlerinle bakacaklar gulum,
senin gozlerinle bakacaklar.
 
1956
Nazim Hikmet
Yeni Siirleri 6.
 
GÖZLERİMİZ

Gözlerimiz
seffaf
temiz
damlalardir.
Her damlada
demire can veren dehamizin
bir küçücük
zerresi vardir..
 
Seffaf
temiz
damlalariyla gözlerimiz
bir umman içinde o kadar birlesti ki,
kayniyan suda buzu
nasil eritirsiniz,
iste biz de
birbirimizde
öyle kaybolduk.
Yükseldi gözlerimizin saheseri
demire can veren dehayi bulduk.
 
Seffaf
temiz
damlalariyla gözlerimiz,
bir umman içinde birlesmeseydi eger,
her zerre
dagilsaydi baska bir yere,
dinamolarla türbinleri çiftlestirerek,
çelik daglari suda kof bir kelek gibi döndüremezdik..
Ve gözlerimizi yakan
gecenin atesini
samasiz kibrit gibi söndüremezdik..
 
Nazim Hikmet, 1922